Bir Korku ve Nefret Söylemi Olarak İslamofobi

Merve ÖZGENÇ[1]

Din ve Uluslararası İlişkiler profesörü olan John L. Esposito, Washington, DC' deki Georgetown Üniversitesi'nde görevine devam etmektedir. Ayrıca Walsh School of Foreign Service’teki Prince Alwaleed Bin Talal Müslüman-Hristiyan Karşılıklı Anlayış Merkezi’nin kurucu müdürüdür ve 45’ten fazla kitap kaleme almıştır.

İbrahim Kalın, İstanbul Üniversitesi tarih mezunudur. Yüksek lisansını Malezya’da yapmıştır. Doktora çalışması için George Washington Üniversitesi’ne gitmiştir. Çalışmalarında İslamiyet’e yönelmiştir. 2014’te ise büyükelçi sıfatıyla cumhurbaşkanlığı genel sekreter yardımcılığı ve cumhurbaşkanlığı sözcüsü olarak görevine atanmıştır.

Çeşitli makalelerin derlendiği, İslamofobiyi ele alan eser; İslamofobinin bağlamı, olay incelemesi ve tezahürler olarak toplamda üç bölümden oluşmaktadır. Bölümler de kendi içlerinde ayrı başlıklara sahiptir. Başlıkların her birisini ise farklı isimler yazmıştır; ancak bilgiler genel başlıktan kopmayacak şekilde tek bir çatı altında toplanmıştır.

20. yüzyılın sonlarına doğru İslamofobi kisvesiyle ortaya çıkan İslam korkusu, esasen çok kültürlülüğü hazmedememenin bir göstergesi sayılabileceğinden temelleri çok daha eskilere dayanmaktadır. Farklı zamanlarda ABD ve İngiltere’de çok kültürlülük politikası uygulanmaya çalışılmış ama Müslümanlar kimliklerine sıkı sıkıya sarıldıkları için ve Avrupalılar Avrupa’nın Eurabia olmasından korktukları için entegrasyon sürecini reddetmişlerdir. İslamofobi, Avrupa ve Amerika’da yaşayan Müslümanların günlük yaşamlarını oldukça derinden etkilemiş, toplumdan dışlanmalarına, çeşitli saldırılara uğramalarına hatta ülkeden çıkarılmalarının istenmesine dahi sebep olmuştur. Bu durum 11 Eylül saldırıları ile ise doruk noktasına ulaşmış ve olaylardan sonra ülkeler farklı önlemler almışlardır. Örneğin; Fransa güvenlik önlemlerini artırmış; Almanya yeni politikalar üreterek, meclisten geçirmiş; İngiltere antiterörizm, suç ve güvenlik tasarısını yasalaştırmıştır; ancak bu durumlar polisteki yetkiyi arttırmış polis de yetkilerini Müslümanlara karşı rahatça kullanabilmiştir. Gelişen bu olaylar siyasetçilerin oy toplamak için ve ülke başkanlarının işgal kararlarını meşrulaştırmak için de kullanılmıştır: “El Kaide’nin saldırısı ardında binlerce ölü ve yaralı bıraktı ve Amerikan tarihindeki en fark edilir Müslüman karşıtı şiddeti ve Batı’daki en sesli İslam karşıtı söylem dalgasını tetikledi. Ardından saldırı Müslümanların çoğunluk olduğu iki ülkeyi, Afganistan ve Irak’ı işgal etmeyi meşru göstermek için kullanıldı ki bu işgallerde yüz binlerce insan öldü veya yaralandı. Bu durum daha sonra dünya genelinde savunmasız Amerikan müttefiki hedeflere terörist saldırılar dalgasını serbest bıraktı.” Diyebiliriz ki: İslam karşıtlığı yükseldikçe ardından ABD’de İslam karşıtı politikalara giriştiği için Müslüman dünyada da Amerika karşıtlığı artmaktadır ve bu süreç bir kısır döngü şeklinde ilerlemektedir.

İslamofobi Batı’nın siyasetinde merkezi bir rol oynamaktadır. Örneğin Bush İslamofobi’yi, Hitler’in, halkı Yahudiler ile korkuttuğu gibi kullanmıştır ve neticesinde insanlar Müslümanları Naziler’den daha korkunç gördüklerini itiraf etmişlerdir. Fakat terörizmin sadece İslama mâl edilemez olduğunu dile getiren olmamasına rağmen terörizm esasen, iç ve dış kaynaklı bir problemdir. Örneğin eğer örgüt üyeleri Amerika’nın hoşnutsuz halkı içinden üye kazanıyorsa, bu aynı zamanda iç sorundur.

İslamofobi algısı bölgelere göre değişiklik göstermektedir. Avrupa ve Amerika’daki yaşam şartlarının farklı olmasından dolayı insanlarda farklı çağrışımlar uyandırmaktadır. Bu farklılık hem yerel halkta hem de Müslümanlarda görülmektedir. Söz gelimi, Avrupa’daki Müslümanlar eğitim ve iş alanlarında geri planda kalmışken, Amerika’dakiler daha eğitimli ve emek pazarında başarılı olabilmişlerdir.

Kavramın içini doldurabilmek için ise çeşitli çarpıtmaları kullanmaktadırlar.

-Örneğin Hıristiyanlardan birisi bir hata yaptığında dinine yorum yapılmadan sadece kişisel olarak değerlendirilirken Müslümanlarda olumsuz davranış söz konusu olduğunda direk dine yormaktadırlar.

-Küreselleşen dünyada ırkların önemi de düşürülmeye çalışıldığından ırkçı toplumlar-insanlar daha gerici ve uzak durulması gerekenler sınıfına girmiştir. Bu durumdan dolayı da Müslümanları dışlamak için İslamofaşizm iddiası ortaya atılmış ve her Müslümanın faşist olduğu düşündürülmüştür.

-İslam’a olan bu düşmanlık sadece söylemler ve teoriler ile değil aynı zamanda edebiyat ve sanat ile de desteklenmiştir: oryantalist tablolar, terörizm ve İslam üzerine çeşitli kitaplar, tiyatro oyunları, sinemalar ve sık sık gündeme gelen karikatürler gibi.

Edward Said’in Oryantalizm (şarkiyatçılık) adlı eseriyle Müslümanlara yapılan kötü muamele biraz daha gözler önüne serilmiştir; ancak yine de çok fazla yol aşılamamıştır. Türkiye’ye olan bakış açısına da kısaca değinecek olursak; hala Avrupa’nın yakasını bırakmayan bir Müslüman hayalet ülke şeklindedir. Tavırlar kalıplaşmış bir şekilde günümüze ulaşmıştır.

Eser oldukça akademiksel bir dilde kaleme alınmıştır. Sağlam bir kaynakçanın yanı sıra çeşitli gözlemlere ve istatistiklere de yer verilmiştir. İslamofobinin popülerlik elde etmesine sebep olan medya boyutu ve desteği detaylı olarak anlatılmıştır. Ülkelerin tek tek incelenerek İslamofobiye olan reaksiyonları çeşitli çalışmalar ile gözler önüne serilmiştir. Eser bu yönleri ile sağlam bir kaynak olurken diğer yandan gündemimizde sık sık yer alan konulara değinmiş olduğu için büyüleyici bir bilgi yoğunluğu bulundurmamaktadır.

[1] mrvozgnc@gmail.com

İbrahim KALIN & John L. ESPOSİTO (Çeviren: İsmail ERİŞ)

İnsan Yayınları, İstanbul, 2. Baskı, 2018, 303 Sayfa, ISBN: 978-975-574-815-3

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR