Bir İnsan: Karl Marx

Zafer SARAÇ*

Dünya tarihine damgasını vurmuş fikir adamlarının hayatları hep ilgi çekici olmuştur. Çünkü vücuda getirdikleri düşünce sistemleri hakkında çok fazla konuşulmasına rağmen mühim fikirlerinin yeşerdiği özel yaşamları hep geri planda kalır. Oysaki hayatın bir bütün olarak telakki edilmesi gerekir. Fikrin geri planına ışık tutmanın, bir yerde fikre ışık tutacağı gerçeğinden hareketle biyografilerin yüksek kıymeti haiz olduğu malumdur. Bu yazımızda hakkında çok konuşulan bir fikir adamının yaşam öyküsünü konu edinen “Bir İnsan: Karl Marx” isimli kitabı ele alacağız.

Eserin isminden de anlaşılacağı üzere ki- Bir İnsan lafzı ile başlamaktadır- Karl Marx’ın kitleleri peşinden koşturan fikirlerine ek olarak, bir insan olarak onu ön plana çıkaran hayatının en girift noktalarını netleştiren bir kitap karşımıza çıkmaktadır. Yazar Tuncer Günay yıllar boyu yaptığı okumalarla sağladığı birikimini bu eserle okuruna yansıtmaktadır. Eserin yazılış amacı ilk bölümde açık bir şekilde belirtilirken, iki önemli sebebin altı çizilir. İlk olarak yazar kitapla ilgili çalışmalarını merhum Alparslan Türkeş’in sol düşünceler hakkında kendisine tevdi edilen görevi yerine getirmek kastıyla başlarken, çalışmalarını ileri boyuta ulaştırıp, Marx’ın biyografisini yazmayı amaç edinir. Diğer taraftan Marx’ın ülkücü camia tarafından sevilmesinin bir zaruret olmamasına rağmen onun fikirlerinin azami ölçüde bilinmesi gerçeğinden hareketle bir rehber kitabı okuruna ulaştırma emeli güder.

Yukarıda kısa tüyolarla belirttiğimiz gibi yazarın fikri yapısı ve düşünce dünyası sol ideolojiden çok uzak bir noktadadır. Fakat bir gerçek vardır ki, yazarın milliyetçi kimliği fikri genişlemesinin önünde engel değildir. Bu açıdan Tuncer Günay’ın bir fikrin benimsenmesinden ziyade bilinmesi ve sol ideoloji ile ilgili ülkücü camiada oluşmuş tabuların yıkılması adına girişilmiş çabası söz konusudur.

Kitabın merkezinde doğal olarak Marx olmakla birlikte, eser kabaca iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Karl Marx’ın hayatı ve Marxizm’in nasıl oluştuğuna değinilirken, ikinci bölümde Marksist bilinç üzerine okurun genel bir intiba edinmesi için kısaca Marksizm’in felsefi, tarihi, politik ve ekonomik anlatısının ana hatları çizilmiştir. Birinci bölüm Marx’ın hayatı ile birlikte fikirlerinin kabataslak oluşma sürecini içerdiğinden yazar bu kısımlara kimi zaman genişlik kazandırmıştır. Fakat doğal olarak kitabın ilk bölümünde anlaşılması güç kısımların okurun dimağında antipatik etki yaratmaması için, yazar ikinci bölümü düzenlemiş olmalıdır. Zira ikinci bölümün alt başlıkları “anlamayanlar için” şeklinde başlamaktadır.

Eserin tam manasıyla hissiyatına göre şekillendiğini söyleyebilmek güçtür. Her şeyden önce objektif bir bakış açısıyla birinci bölümü kaleme almıştır. Marx’ın yaşamına ait bilgilerle fikri gelişmesini güzel bir şekilde sentez ederek sunmuştur. Böylelikle fikre yataklık eden arka planın etkisini gayet iyi bir şekilde görünür kılmıştır. Eserdeki her başlık bu nedenle hem biyografik hem fikri yapının belirli oranlarda sentezi ile ortaya koyulmuştur. Marx’ın hayatının bazı noktalarının ise detaylı analiz edilmiş, dönüm noktası olarak nitelendirilebilecek bu kısımların geleceğe olan yansımaları üzerinde özellikle durulmuştur.

Eser kolay anlaşılabilir bir tarzda ele alınmıştır. Yazar her ne kadar Marx üzerinde onlarca kitap ve makaleden oluşan ileri okumalar yapmasına rağmen eserini akademik anlatının ağırlığından azami ölçüde uzaklaştırmaktadır. Zaten yazarın amacı akademik kaygılara kapılmadan okurun fikir edinmesini sağlamak olduğu için, bilimsel anlatının boğucu etkisinin mümkün mertebe minimize edildiği görülmektedir. Marksizm’in kendine ait bir terminolojisinin anlaşılması güç yüzlerce tespitinin olduğunu düşünürsek, yazarın bu tavrı takdir edilecek bir yöndür. Çünkü normal şartlar altında öğretinin ana hatları bile okuru fazlasıyla merkezden uzaklaştırabilmektedir. Fakat eserde ilgiyi canlı tutan bir havanın olduğu her satırda kolaylıkla anlaşılmaktadır.

Eserin beslendiği kaynakça kitabın sonunda toplu olarak sunulmuştur. Yazar yaptığı okumaların ışığında kendi deyimiyle o kadar iyi bir konuma ulaşmıştır ki Marx’ın karakterini kendi karakteri kadar tanıdığını belirtmiştir. Bu nedenle bazı noktalarda yapılan karakter analizleri Marx’ın içyapısının hayatına yansımaları gayet iyi bir şekilde ortaya koyulmuştur. Ayrıca yazar sadece anlatısıyla okuru baş başa bırakmamakta geçmişte yaşamış olduğu tecrübelerini de satır aralarında vermiş, okuyucunun daha iyi bir fikir edinmesini sağlamıştır.
Eserin yönlendirici bir yapısının olduğunu da söylemek gerekmektedir. Özellikle eseri okuyanların yeni okumalara ilgi duyacağı açıktır. Özellikle kitabın ikinci bölümünde Marksizm fikrini tüm yönleriyle benimsemek isteyenler için bir yol haritası verilmiştir. Fakat yazarın tecrübeleriyle sabit okumalarının ışığında verdiği bilgiler bu rehberi hükümsüz kılacak doneleri okuyucusuna fazlasıyla vermektedir. Zira kitap Marksizm’in ülkücü camia tarafından bilinmesi için yazılmış olup, eserin ve yazarın çağın gerisinde kalmış köhne fikirleri diriltme kastı yoktur.

Eserde dikkat çeken hususlardan birisi de Marx’ın fikri mücadelesinin kavşak noktalarının çok iyi dile getirilmesidir. Fikri mücadelenin nasıl yapıldığına dair münakaşalarının yazılı metinlerinin sunulması, bununla ilgili kitapların içeriğinin ortaya koyulması, yaşananları tüm açıklığıyla netliğe kavuşturmaktadır. Fikri içeren kitapların tanıtımının yapılması; Marksist edebiyat hakkında bilgi edinimini kolaylaştırmaktadır. Muhtevası verilen Marksist kitaplar baskın fikri yapıya ulaşmak için önemli kilometre taşları olduğundan yazım ve vücuda gelme süreçleri önem kazanmaktadır. Eser bu süreçleri açılımlayarak Marksist düşünce yapısının ne şekilde geliştiğini okura en iyi şekilde yansıtmaktadır.

Sonuçta Karl Marx’ın birçok kez yazılmış biyografilerinin aksine ona tersten bakan, farklı bir cepheden değerlendirilmesi ile vücut bulan bir eser husule gelmiştir. Bir fikri ya da düşünce sistemini eleştirmek için onun hakkında detaylı malumata sahip olmak gerekmektedir. Bilmediğiniz düşünceyi kolaylıkla olumsuz olarak nitelendiremezsiniz. Bilmenin yolu okumak ve okuyana kulak vermektir. Tuncer Günay’ın eseriyle ikisini de yapmanız mümkün. Cemil Meriç “Zıt fikirlere kulaklarımızı tıkamak kendimizi hataya mahkûm etmek değil midir?” der. Hatanın bizi çevreleyen karanlık perdelerini yırtmak, fikrimiz doğrultusunda kendimizi gerçekleştirmek adına çok yönlü bir düşünce perspektifi geliştirmek gerekir. Bu nedenle zıt fikirleri ve düşüncelerin sahiplerini iyi tanımak zaruridir. Bu nedenle yazara ve yazmış olduğu bu güzel çalışmaya kulak vermek okura çok şey katar.

Tuncer Günay

Andaç Yayınları, İstanbul, 2018, 416 Sayfa, ISBN: 978-605-191-05-12

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR