Bir Aşk Bir Kurşun ve Ötesi

Ömer KARABAYIR*

Türklük; vatan sevgisi, asalet, hoşgörü gibi kavramlardan dolayı her zaman bizim övünç kaynağımız olmuştur. Bu söz öylesine söylenmiş, içi boş bir ırkçılık ifadesi değil, tarihin her devrinde birçok kez ispatlanmış bir gerçekliktir. Bayrak şairimiz Arif Nihat Asya’nın, Fetih Marşı Şiiri ile bize seslenirken bahsettiği değerdir Türklük. Türk’ün vatan sevgisini konu edinen birçok türde önemli eserlere sahibiz. Hak ettiği değeri her zaman göreceğine inandığım “Bir Aşk Bir Kurşun ve Ötesi” adlı roman da bana göre bu önemli eserlerden biridir. Romanın yazarı Hasan Kayıhan, Türklük ekseninde çeşitli araştırmalarda ve faaliyetlerde bulunarak, mücadelenin kalem ve fikirle sürdürüldüğü bu dönemde bence üzerine düşen görevi layıkıyla yapmaya çalışan bir isimdir. Romanları, Türkçe öğretimini esas alan çalışmaları ve kazandığı çeşitli ödüller bu düşüncemin kaynağıdır.

Hasan Kayıhan’ın bahse konu kitabı, vatansever, genç bir Türk subayı olan Ahmet Nazım’ın 1. Dünya Savaşı’ndan Enver Paşa’nın şehadetine kadar olan süreçteki yaşam hikâyesini anlatıyor. Açıkçası kitabın kapağına baktığımda ana karakterin Enver Paşa olduğunu düşünmüştüm. Hatta Paşa’nın olaylara dâhil olacağı zamanı heyecanla beklerken kısa sürede kitabın sonunu gördüm. Dolayısıyla romanın oldukça sürükleyici ve merak uyandırıcı olduğunu söyleyebilirim. Romanda ana karakter Enver Paşa olmasa da, yaşandığı zaman ve mekân açısından bakıldığında, olayların Paşa’nın mücadelesi çerçevesinde geliştiği söylenebilir.

Trablusgarp şehidi bir babanın oğlu olan Ahmet Nazım, Teşkilât-ı Mahsusa’dan aldığı kritik bir görev için Karadeniz’e doğru yola çıkar. Fakat aynı gemide bulunduğu dost görünümündeki Alman casusları ile birlikte Ruslara yakalanır ve sekiz yıl boyunca, çeşitli kamplarda sürecek esir hayatı başlar. Bir defasında, Alman casusları takip etmek olan asıl görevi uğruna, esaretten kurtulabileceği halde kaçmaz, esir kalmayı göze alır. Vatan söz konusu olduğunda şahsi özgürlük arka planda kalmıştır. Takip etmekle görevli olduğu kişilerin ölümünden sonra, kutsal bildiği diğer görevi için devam eder mücadelesine. Bu defa esir kalmak değil, kaçmak zorundadır. Amacı, Naciye Sultan’ın Enver Paşa’ya teslim etmesi için kendisine emanet ettiği kurşun madalyayı sağ salim Paşa’ya ulaştırmaktır. Ahmet Nazım’ın şehit babası, aynı zamanda Enver Paşa’nın da arkadaşıdır, dolayısıyla Paşa, kendisi için hayli önemlidir ve onun için bir baba konumundadır. Henüz genç bir subay olan Ahmet Nazım’ın, kutsal bildiği bu görevlerden, uğruna ölümlerden döndüğü halde vazgeçmemesi, Türk askerindeki disiplin, vefa ve görev bilincine iyi bir örnektir. Romanda bahsedilen, Rus askerlerin kendilerine emanet edilen silahları satmaları hususu göz önüne alındığında yazarın vermek istediği mesaj anlaşılacaktır.

Yazar, vatana bağlılık konusunu da oldukça canlı tutmak istemiştir. Ahmet Nazım’ın, canından çok sevdiği anasının ölüm haberini aldığında bile vakur halde kalabilmesi, yasını ertelemesi, hem görev bilinci hem de vatana bağlılık olarak algılanabilir. Ahmet Nazım’ın, “Görevimi yarım bırakarak dönersem anamın kemikleri sızlar.” (s.86) cümlesi ise Türk kadınının asaletini göstermektedir. Türk kadını bu konuda hiçbir zaman bencil olmadığı gibi yeri geldiğinde de vatan savunması için büyük görevler üstlenmiştir. Eğer elinden bir şey gelmiyorsa, bir tutam saça, bir kurşun madalyaya, bir mektuba, bazen de bir mendile işlemiştir sevdasını ve sevdiğinin dönmeyeceğini bildiği halde, ‘Vatan sağ olsun!’ demesini bilmiştir. Çünkü bilir ki sevdasını, nefes alıp verdiği, uğruna canlar feda ettiği vatanına borçludur.

Trablusgarp ve Balkan Savaşlarının ardından, göz göre göre parçalanmakta olan İmparatorluğun kurtulması için en küçük ümit kırıntısının bile peşinden gidilmesi, romanda dikkat çeken bir diğer unsurdur. Her duyduğumuzda içimizi yakan soğuk Sarıkamış’ın intikamının alınacağına olan inanç ve Enver Paşa’nın asker topladığını duyduklarında Uygur, Kazak, Kırgız Türklerinin aynı amaç uğruna yollara düşmesi çok önemli ayrıntılardır. Burada, Türk’ün inanç ve cesareti ile vatanı sahipsiz bırakmayacağı sonucuna ulaşılabilir. Ne de olsa istiklâl şairimiz, “Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak” dizesini boş yere almamıştır kaleme, bir bildiği vardır elbette. Meselâ bu yürüyüş bana İlteriş (Kutluk) Kağan’ı hatırlattı. Kendisinden önceki bağımsızlık uğraşları başarısızlıkla sonuçlansa da umudunu kaybetmeden, kaç kişi olduklarına bakmadan kağanlığa yürüyen o kutlu kağanı…

Romanda, “Türkistan bir bütün. Tarihi de, dini de, çilesi de…” ve “Biz büyük vatan Türkeli için yola çıktık.” cümleleri ile Turancılık fikri de kendisini hissettirmektedir. Özellikle “Yarımız vatan deyip kan verirken oturup durmak olmaz.” (s.280) cümlesindeki “yarımız” ifadesi, bizim tüm Türkler olarak aslında bir bütün olduğumuza işaret etmektedir. Bunun dışında, Ahmet Nazım’ın karşılaştığı Hakas Türklerinin kendisine “karındaş, oğul” (s.197) gibi hitaplarda bulunmaları     ve “Tilimiz aynı da biz nece bir değiliz?” (s.204) cümlesi de yazarın Türk Birliği özlemini gösteren detaylardır. Yazar, Hakas Türklerinin dinine de değinerek, bir anlamda, dini farklılıkların Türk Birliği için engel teşkil etmediğini de ortaya koymak istemiştir. Zira aynı ailede Şamanlık inancına bağlı olan da vardır, Müslüman olan da. Hatta Ahmet Nazım’ın âşık olduğu Izırga, İslamiyet’e geçme kararı alır. Buna rağmen, kendisine herhangi bir tepki gelmemekle birlikte, bu gibi durumlarda Türklerin hoşgörülü oldukları mesajı da okuyucuya verilmek istenilmiştir.

Yazar, Birinci Dünya Savaşı’nda, Rusların işgali sırasında binlerce Türk’ün esir tutulduğu, türlü işkencelerle ve açlıkla ölüme terk edildiği Nargin Adası’ndan bahsetmeyi de ihmal etmemiştir. Millet olarak, tarihimizle övünmekle beraber, yaşanan acı zamanları da bilmek ve aklımıza kazımak zorundayız. Bu yüzden, yazarın bu tutumu tarihî ve millî bilinç açısından önemlidir. Romanı okurken duygulanmamak mümkün değil, ancak beni en çok etkileyen, Enver Paşa’nın şehadetinin canlandırıldığı kısım oldu. Bir de karlar altındaki Sarıkamış… Romanda üslup gayet anlaşılır ve canlı. Yazar, anlatımı güçlendirmek için bazı bölümlerde şiirsel tarzda ifadelere yer vermiştir. Farklı Türk lehçelerini yansıtmakta da oldukça başarılı bir görüntü çizmiştir. Bu roman, gerçek kahramanlarımızın vatan için verdiği mücadelelerinin belgelerinden biri gibidir. Ayrıca, eserin türü roman olduğu halde, bana göre Enver Paşa’yı anlamak adına da önemli bir kaynak niteliğindedir. Örneğin, Paşa’nın Alman hayranı olduğu iddialarının mantıksızlığı konusuna da değinilmiş ve bu iddialar tümüyle reddedilmiştir. Şehit Enver Paşa’nın mücadelesi ve vatan sevgisi bu romanda net bir şekilde gözlemlenebilmektedir. Bununla beraber, Türk milletinin genel karakteristik özelliklerine dair ipuçlarını yakalamak da mümkündür. Yazının başında da belirttiğim gibi, vatana bağlılık, hoşgörü, asalet, cesaret gibi özellikler bunlardan birkaçıdır. Özetle, bir kitabı bitirdiğinizde üzerinizde bıraktığı etki uzun sürüyorsa veya o kitap, hiç bitmesini istemediğiniz bir kitapsa, başarılı bir iş çıkarılmış demektir. “Bir Aşk Bir Kurşun ve Ötesi” de işte böyle bir roman.

*Bilgisayar ve İstatistik Mezunu, İstanbul Üniversitesi AUZEF Tarih Öğrencisi, omerkarabayir@windowslive.com

Hasan KAYIHAN

İstanbul, Bilge Kültür Sanat, 1. Basım, 2017, 284 Sayfa, ISBN: 978-605-9521-15-4

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR