Beyaz Zambaklar Ülkesinde

                                                                                                          Mehmet ÖSKAN

Tam adı Grigoriy Spiridonoviç Petrov. 1866 yılında küçük bir kasabada dünyaya gelmiş. Orta sınıf bir ailenin çobanlık yapan oğullarıdır. Maksim Gorki’nin ifadesine göre çocukluğu sarhoş insanlar arasında geçmiş biri. 1891 yılında ilahiyat akademisini bitirip papaz olduktan sonra eğitime gönül vermiş, halka açık konferans ve ateşli vaazları ile ünlenmiş. Petrov’un tüm çalışmalarının ortak noktası “Rusya’yı nasıl kalkındırabilirim.” olmuştur. Bir müddet sonra kiliseden istifa etmiş çeşitli baskılara maruz kalmış ve bu baskılar onun ününü arttırmıştır. Değişik dinleyici kitlelerine hitap eden Petrov Müslüman kadınlara da “kadının dünyada ki ve toplumdaki rolü” konulu konferans vermiştir. Gençlere seslendiği bir konuşmasında “Siz nasılsanız Rusya da öyle olacaktır. İşe önce kendinizden başlayın, binayı sonra inşa edersiniz.” (s.15) diyerek gençliğin önemini ortaya koymaktadır.

Petrov kitabını 13 bölümden oluşturmakta ve kitabında bataklıklar ve kayalıklar ülkesi olan ve kaynaklar açısından çok fakir bir ülke olan bir dönem İsveç, bir dönem ise Rusya esaretinde kalan Finlandiya’nın hem ekonomik hem de kültürel gelişimini anlatmaktadır.

Kalkınmanın milli uyanış ile olacağını bu uyanışın ise en önemli unsurunun dil olduğunun farkında idi Petrov.İkinci milli uyanış hareketin önde gelen temsilcileri Elias Lönnrot, Johan Ludvig Runeberg ve Johan Vilhelm Snelman’dır. Bu üç genç Turku Üniversitesinde öğrenci olarak bir araya gelmişlerdir. Üçünün de çok önemli çalışmaları olmuştur ancak Snelman biraz daha öne çıkmıştır.Snelman 1843’te iki üç bin nüfusa sahip yolu olmayan postanın hafta da bir geldiği küçük bir kasaba olan Kuopio’da bir çalışma başlattı ve bu çalışma ile Fin dilinde eğitim veren bir halk okulu eğitim hayatına ve iki gazete yayın hayatına başlamıştır. Snelman çalışmaları ile Fin dilini önemli bir konuma getirmiş ve kalkınmada önemli bir pay sahibi olmuştur.

Petrov “Halk nasılsa, onu yönetenler de öyledir. Bu yüzden de her halkın hak ettiği iktidarlara ve yöneticilere sahip olduğu eskiden beri söylenegelmektedir.”  derken yazar Carlyle’nin kahramanı şimşeğe benzetmesinden etkilenmiştir. Carlyle kahraman elektrik yüklü buuttan oluşur eğer bulutta elektrik yoksa boş su buharıdır anlatımı ise aslında her şeyi özetlemektedir. Başarının sırrını “Bilgi ile beslenen emek.” olarak söylerken halkın kendi ekmeğini üreteceği tarlalarının bile olmaması ve halkın yiyeceği ekmeğin üçte birini ithal etmesine rağmen ülke de açlık ve dilenciliğin olmaması bilgi ile beslenen emeğin nelere kadir olabileceğini göstermektedir. Altı bin nüfuslu bir yerleşim yeri olan Tavastgus da 14 adet okul olması ve bu okulların genel olarak meslek okulları olması da aslında durumu özetlemektedir. Ayakları olmayan biradam ile gözleri görmeyen bir kadın ortak olarak bir gazeteye abone oldukları ve aslında her ailenin en az bir gazeteye abone olduğu Vyborg’da iki Fince, ikide İsveççe gazete yayınlanmaktadır. Bu durum ise halkın okuma oranı ve isteği ile ilgili bilgi vermektedir. Aydın olmak gösterişli bir hayat sürmek değildir, aydınlar halkı eğitmek için, fakirken bile sağlıklı yaşamayı başarmak için, halkı düzene ve disipline alıştırmak için, cehaleti ve kabalığı yok etmek için çalışmalıdırlar. Din adamlarının görevlerinin rutinler ile sınırlı olmamasını peygamberler gibi hayat sürerek insan olmanın önemini halka kavratmaya çalışmaları gerektiğini anlatmaktadır.

Kitapta ki ilginç noktalardan bir tanesi ise 1923 yılında futbol ile ilgili yazılan şu satırlar; “Gençler İngiliz sporuna ilgi duymaya başlarken, özellikle en kötü spor dalına – ayakla oynanan bir tür top oyunu olan – futbola merak giderek artmaktaydı. Futbol bütün Avrupa da daha okulu bitirmemiş gençler arasında bir çeşit dine dönüşmekteydi. Bütün ülkelerde binlerce insan bir futbol kültürü oluşturarak, ona tapmaya, futbolu bilim ve sanat ile eşdeğer görmeye başlamıştı.” sözler ile  futbola hiç olumlu bakmadığını ortaya koymakla beraber kitap bu konuya “Futbol” başlığı ile başlı başına bir bölüm ayırmıştır.

Grigoriy Petrov gençlerle çok iyi bir diyalog kurulması gerektiğini ve özellikle de onlara iyiörnekler teşkil etmeleri gerektiğini belirtmektedir.  Örneğin gençlere yalan söyleme deyip kendisi yalan söyleyen bir ebeveynin o genci eğitmede ve onu ahlaklı bir birey olarakyetiştirmede başarılı olamayacağını söylüyor. Yani başlarda belirtildiği gibi önce kendimizden işe başlamalıyız.

Kitabın son bölümlerini genelde başarı hikayelerine ayırmış Petrov, Yukka Yarvinen isimli bir tatlı tüccarının ve arkadaşlarının işlerini nasıl büyüttüklerini anlatırken Johan Karekop adındaki sıra dışı bir kişinin de yaşamından hem de kendi ağzından bölümler anlatmaktadır. Ayrıca “Köy Doktorunun Anıları” ve “Köy Papazının Notları” isimli iki kitaptan bahsetmektedir ki bu bölümler anlatmak ile değil okumak ile içe sindirilmelidir.

Sonuç olarak kitabın kapağında da belirtildiği üzere Mustafa Kemal Atatürk’ün bu kitabı eğitim müfredatına konulmasını istemekle ne kadar haklı olduğunu kitabı daha bitirmeden anlıyorsunuz.

Grigoriy Petrov

Koridor Yayınları,2017, 239 Sayfa, ISBN: 978-9944-983-99-0

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR