Bey ile Büyücü

Ümit ÇALIŞKAN*

Prof. Dr. Osman Karatay Hoca, Boğaziçi Üniversitesi Tarih bölümünü bitirdikten sonra yüksek lisans ve doktorasını Gazi Üniversitesi’nde Ortaçağ Tarihi alanında yapmıştır. Türkiye’de enstitü-araştırma merkezi alanında ilk ciddi faaliyetleri yapan ASAM’da Balkan Masası Başkanlığı yapmıştır. Yeni Türkiye Yayınları tarafından çıkarılan dünyanın en büyük Türk Tarihi eserinin oluşmasında büyük emekleri vardır. 2002 yılında Karadeniz Araştırmalar Merkezini kurmuş ve bugün de faaliyetlerine devam eden merkezin bir de araştırma dergisi olarak Karadeniz Araştırmalarını yayınlamaktadır. Halen Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü’nde görev yapmaktadır.

2005 yılında Türkiyat Araştırmaları Merkezi tarafından düzenlenen 1. Türkiyat Araştırmaları Sempozyumunda Hoca tarafından sunulan “Büyük Kelimelerin Kökeni ve Medlerin Dili Hakkında” ki bildirisinin sempozyumda tartışılması ancak bu tartışmanın sadece dil noktasında kalması üzerine ve hocanın daha sonraki araştırmaları neticesinde bu eser oluşmuştur. İlk olarak “etnos”a değinilerek başlanmıştır. Etnos, köken bakımından ırka dayanabileceği gibi bunun bir zorunluluğu bulunmamaktadır. Etnos, bir anlayışın-birlikteliğin ürünüdür. Etnoslarda yok olma ise bu anlayışın-birlikteliğin sona ermesi ile gerçekleşir, yani insanların ölümü etnosun ölümü demek değildir.

Medlerin din adamlarına “Mag” denildiği ifade ediliyor. Yani Medlerin “ruhban sınıfı” diyebiliriz. Medler isyanları neticesinde Farslar tarafından kıyıma uğramış ve büyük çoğunluğu yok edilmiştir. Bu gün Farsların milli bayramı olmuştur. Magların kıyıma uğramasında Yahudilerin de etkisi olmuştur çünkü Yahudiler toplum içinde dinlerini yaymak yerine üst kademedeki insanları dinlerine çekmeyi yeğliyordu. Hatta hükümdarın da Yehova inancını kabul etmesine rağmen İran coğrafyasında kalıcı olamamıştır ama Magların dini kıyıma uğramalarına rağmen kalıcı olmuştur. Farsçada “moğ” ateşperest-mecusi manasında kullanılmaktadır ancak bu Medlerin böyle bir inanca sahip olduğu anlamına gelmez. Burada şunu da ifade etmek gerekir ki Ne Medler ne de Maglar Fars kökenli değildir. Eserde bunun birçok yönden mümkün olmadığı anlatılmıştır. Magların, Med halkı için “milliyetçi” bağımsızlık isyanındaki yerine tarihteki bağımsızlık isyanlarındaki din adamlarının rolünden de hareketle dikkat çekilmiştir. Burada bir noktaya da dikkat çekilmektedir: “Medler hakkında bilgi sahibi olabilmek için kapsayıcı kaynak Fırat-Zağros bölgesinin bitişken dilli eski ahalisidir.” (s. 102)

Mag-bey kelimesinin incelemesinde önemli bir bilgiyi de öğreniyoruz, Türkçede büküügü kelimesinin “bilgin, akıllı” anlamına geldiğidir. Bir diğer ilginç olan ise bu sözcüğün bilge ile birleşmesiyle oluşan bükü bilge’nin Maniheyliği kabul eden Uygur Kağan’ın lakabı oluşudur. Bü-di kelimesinin çeşitli dillerdeki anlamının da Türkçedeki gibi “raks etmek, dans etmek” olmasından hareketle ilginç bir sonuca daha varılır ki o da ilkel toplumlarda dansında ibadetin bir parçası olduğudur. Çünkü bey, mag kelimesi gibi kelimeler ile aynı köktendir. Yine burada Türkçede Farsça ve zamanında Ortadoğu-Kafkasya bölgesinde bulunan dillerle olan hayli fazla sayıda benzer kelimeden hareketle önemli bir çıkarım yapılmakta bu da Türklerin atalarının Ortadoğu’dan Kafkasların kuzeyine kademeli bir şekilde göç ettiği ve çeşitli halklarla etkileşimde bulunduğudur. Hoca’nın bu tezini ispatlar neticesinde Sosyolog Doç. Dr. Mustafa Aksoy’un Hakkâri ve Kazakistan’daki taşlardaki damgaların benzerliğine ilişkin araştırması dikkat çekmektedir. Hoca bunu daha sonra çıkan Türklerin Kökeni kitabında daha etraflıca incelemiştir. Kullandığımız kelimelerin Türk lehçelerindeki değişimine dair de somut veriler ve örneklemeler vardır. Coğrafyanın dik üzerindeki etkisine ve lehçeleri nasıl birleştirip büyük bir coğrafyadaki insanların aynı dili konuşmasını sağladığına da değinilmiştir.

Şamanlığa dair şu tespit ise muazzamdır ve bütün genel kabulleri yıkmaktadır: “Şamanlık bir din değildir, hele Türklerin eski veya milli dini hiç değildir. Kitabın (hiçbir zaman) olmadığı veya olup da kaybedildiği toplumlarda veya inanç sistemlerinde, dini bilgi ve anlayışı taşıma görevinin bir zümreye yüklenmesinin adıdır Şamanlık.” (s. 32)Yine yakın bir zamanda çıkan Türklerin İslamı Kabulü kitabının konusuna bu eserde de çeşitli yönleri ve sebepleri ile birlikte kısaca değinilmiştir. Eserde Sümercede Tanrı manasına gelen “Enki-Anki” Türkçe ilk hali “Ten-gir” olan Tengri arasındaki benzerliğe de değinilmiştir. 

Büyücü ve baykuş kelimelerinin işlev ve köken bakımından ortaklıklarına değinilerek “mog, mag” kelimesi ile ve buradan Medlerdeki din adamları olan Maglar ile ilişkileri incelenmektedir. Yine önemli bulduğum bir tespiti de ifade etmeden geçemeyeceğim, Moğolcaya, Tuvacaya gibi doğu dillerinin Ortadoğu halklarının kullandığı kelimeler ile arasındaki ortaklığı sağlayan Türklerdir.

Eserde ayrıca Mecusiliğin, Zerdüştlük ile beraber serüvenine, oluşumuna ve Mazdekçiliğe dönüşümüne de değinilmiştir, “mag” kelimesi ile nasıl bir ilişkisi olduğu da izah edilmiştir.

Karatay, “Mag, bey” kelimelerinin üzerine incelemeye devam ederken Ye’cüc ve Me’cüc kelimelerine de temas etmek durumunda kalmıştır. Burada şu önemli bilgiyi de aktarmak gerekir, Ye’cüc ve Me’cüc sanıldığının aksine Türkler değildir. Çünkü Türkler yani biz asırlar evvel Müslüman olup halifelere ve İslam’a hizmet ile bundan “beraat” etmişizdir.

Türkçenin Türklerin hayatı ve yekvücut bir millet oluşundaki yerine de değinilmiştir. Türkçe Türkler için o kadar önemli ve diğer diller içinde öyle bir yere sahiptir ki bundan dolayı Avrasya’daki devlet oluşumlarında başrolde çoğu zaman Türkler vardır. Türkçe, Türklük için “hayat” demektir.

Kültürümüzü yaşatmak noktasında çaba sarf edenler için de okuduğumda şaşırdığım bir noktayı aktarmak isterim. Köylülerin dilin taşıyıcısı olması noktasından hareketle İskitlerde de anneye “aba” denmesidir. Oysa benim yaşadığım ve kullanımından gördüğüm kadarıyla şu an “aba” kelimesi abla manasında kullanılmaktadır. Bu değişimin altında “savaş ve genç yaşta annelerin ölmesi ile en büyük ablanın aileye annelik etmesinin ” gibi sebeplerin olduğunu düşünüyorum.

Sosyal bilimlerin temel metotlarından biri de karşılaştırmadır, bu noktada araştırmacılar için önemli bir ipucu da verilmiştir: “Avrasya bozkırı ile Doğu Avrupa ormanı arasındaki karşılaştırmalar bilim adamı için çok verimli sonuçlar sunmaktadır.” (s. 125)

Eser dil bilim ve tarih alanında Medler, Maglar ve hocanın da belirttiği gibi Fırat-Zağros bölgesinde bulunmuş, buradaki halklar ile etkileşime geçmiş milletler hakkında doyurucu tespitler sunmaktadır. Ayrıca birçoğuna ilk kez değinilmiş daha doğrusu gün yüzüne çıkmış bilgiler de bulunmaktadır. Eserin, üzerinde yoğun emek harcandığı, çalışıldığı her açıdan belli olmaktadır. Bu da eserin kıymetini bizim açımızdan daha da artırmaktadır.

* Kırıkkale Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Öğrencisi, umitcaliskan71@gmail.com

Prof. Dr. Osman KARATAY

Doğu Kütüphanesi, İstanbul, 2006, 166 Sayfa, ISBN: 978- 994- 439- 70- 94

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR