Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme

Semanur ULU*

İskender Öksüz son kitabı Bilim, Din ve Türkçülük’te diyor ki:

“Kurumlar iki sebepten zayıflar ve çöker:

  1. Değişmedikleri için
  2. Değiştikleri için

Demek ki bilgelik nasıl değişip nasıl değişmemek gerektiğini kestirmektedir.”[1]

Devletleri de böyle değerlendirmeliyiz. Devletleri çürümeye, yok olmaya mahkum eden atılacak adımların doğru hesap edilememesidir. Peki Batı ne yaptı da geriden takip ettiği milletleri, devletleri, medeniyetleri aşmayı başardı. Batının doğru zamanda verdiği doğru değişim kararları rakiplerinin yanlış kararları ile birleşince aradaki mesafe bir hayli açıldı. Batı bugünkü konumuna yükselirken Doğu medeniyetleri onun gerisinde kaldı.

Batı Düşüncesindeki Büyük Değişme, Batı’da tam olarak neler olup bittiğini anlamamızı sağlayacak, onun kademeli gelişimini anlatan bir eser. Eseri tercüme ederek Türkçeye kazandıran ise meşhur Türk sosyolog Erol Güngör. Batıyı kendi şartları içinde değerlendiren eserin başlangıcını Durgunluktan Harekete Geçiş başlıklı bir yazı teşkil ediyor. Bu başlık içerikle tam bir uyum sağlıyor. Nitekim batı düşüncesindeki değişimin kökenine Paul Hazard durağanlıktan kurtulmayı ve seyahatin önem kazanmasını koyuyor. Seyahatin yaygınlaşması ve seyahatnamelerin kaleme alınmasının Batı düşünce hayatında bir takım karşılıkları var. Bunlardan en önemlisi Avrupa dışında da kendileri gibi “normal” insanların yaşadığını keşfetmek. Bunun yanı sıra Paul Hazard seyahatnamelerin zamanla hiç gidilip görülmemiş yerleri hatta gerçekte hiç var olmayan yerleri anlatan kurgu eserlere evrildiğinden de bahsediyor. Adı anılmasa da bahsedilen ütopik kurgular. Birkaç eser ve yazar adı vererek örneklendirdiği bu alanda Thomas More’un adına rastlamamak şaşırtıcı. Devamında eser Batı düşüncesindeki değişimin bir başka merhalesini ele alıyor. Tarih anlatılarını bir dogma gibi benimseyen Batı dünyası için bunların şüphe duyulabilir hatta yanlışlanabilir olduğunun fark edilmesi şüphesiz mühim bir dönüm noktasıydı. Ayrıca eserin devamında daha detaylı ele alınacağı şekilde kurumsal bir din olarak Hıristiyanlığın hükmettiği bir coğrafyada dinin ve kutsal kitapların otoritesini sarsan ilk merhale bu olsa gerektir. Bu arada eser ilmi ve siyasi olarak gücün Batı içinde de ülkeler arasında el değiştirmesini analiz etmektedir. Hazard’a göre önce İspanya’da olan güç daha sonra Fransa’ya geçmiş ardından İngiltere liderliği ele geçirmiştir. Nihai olarak kuzeyin galip geldiği bir mücadele cereyan etmiştir adeta. Dikkat edilirse gücün el değiştirmesi coğrafi keşiflerde üstünlüğü ele geçirmekle bağlantılı olarak ele alınmıştır. Gücün tek bir devletin, milletin tekelinde kalmamasının nedenini Paul Hazard şöyle açıklamaktadır: “…ama bir milletin hep birinci sırayı işgal etmesi çok güç bir iştir; yorulmaması, kendini tüketmemesi, devamlı yenilenmesi ve ışığını saçması gerekir.” (s.66)

Devamında Protestanlığın ele alındığı eser, ateizm ve rasyonalizme de değinmekte. Bu süreçte yeni fikirlerle ortaya çıkan düşünürler ve onlara muhalif olanlar arasındaki tartışmaları da açıklamaktadır. Radikal fikirlerle ortaya atılan çoğu düşünürün kendi dönemlerinden çok sonra anlaşıldıklarını da bu bölümlerde görüyoruz. Eserin en renkli bölümünü ise mucizelerin inkarı ile ilgili yazılanlar oluşturuyor. Bu konuda yapılan tartışmalar ve verilen örnekler hem evrenselliği hem de tarihsel olarak daha yakın bir dönemin konusu olmak bakımından daha dikkat çekici. Bu bölümün ana fikrini yazarın Fontenelle’den aktardığı altın diş hikayesinde bulmak mümkündür. Özetle bu hikaye şunu anlatmaktadır: 16. Yüzyılın sonunda yaşanan bir olaya göre yedi yaşındaki bir çocuğun tüm dişleri dökülmüş fakat altın bir azı dişi çıkmıştı. Bir tıp profesörü ise bir yazı yazarak Türklerden çok ıztırap çeken hristiyanları teselli etmek için bu dişi verdiğini söylemişti. Ardından tarihçiler bu vakıa hakkında yazılar yazmış ve en son bir kuyumcuya danışılmıştı. Kuyumcu ise bunun altın bir diş olmadığını dişin ince bir tabaka altın ile kaplandığını söylemişti. Yani önce kitaplar yazılmış sonra kuyumcuya danışılmıştı. Fontenelle buradan çıkardığı dersi şu cümlelerle anlatıyor: “Bizim asıl cehaletimiz gerçekten cereyan eden hadiseleri izah edemeyişimizden ziyade gerçekte olmamış şeylere izah buluşumuzdadır.”(s.197) Paul Hazard’ın da belirttiği üzere bu hikayeden çıkarılacak derse her zaman ihtiyacımız var. Bu tartışmaların bundan yüzyıllar evvel Batı’da tartışılmış olması ve Türk dünyasının bu gibi tartışmaların fersah fersah ötesinde konuşlanmamız yazının başında belirtilen yanlış bir taktiğin faturasıdır. Eserin devamında arasında hiçbir illiyet rabıtası bulunmayan olayların Avrupa’da cahilce ilişkilendirilmesinin dönemin bilginlerince tenkid edilmesi ve bu durumun Batıyı adım adım ilim sahasında ileri taşıması gösterilmektedir. Erol Güngör’ün bu eseri tercüme etmesindeki temel sebep eleştirel düşüncenin ilme ilmin de bir millete her yönden katkısına dikkat çekmek istemesi olsa gerektir. Ne yazık ki Erol Güngör’ü ve onun gibi ileri görüşlü ilim insanlarını anlayamadığımız için bugün Türkiye’de yaşanan olaylara altın diş vakasındaki gibi trajikomik sebepler bulmak için uğraşıyoruz. Yaşanan doğa olaylarını afetzedelerin inançsızlıklarıyla açıklamanın mezkur hikayeden aşağı kalır yanı yoktur. Aralarındaki tek fark ikincisinin ilkinden dört yüzyıl sonra yaşanmasıdır.

Eserin tek olumsuz yönü okunmadan evvel dönemine dair yüzeysel de olsa bilgi sahibi olmayı gerektirmesidir. Batının yaşadığı bilimsel dönüşümden bahsederken adları hep anılan ünlü din adamları, alimler yerine daha ikincil pozisyonda bulunan ama önemli işlevler üstlenmiş kişilerden örnekler vermeyi tercih etmiş yazar. Bu nedenle de dönemi anlamak açısından okunması gereken ilk grup eserler arasında yer almadığı kanaatindeyim. Ama temel okumaların ardından destekleyici bir okuma olarak çok şey katacağı ve önemli dersler çıkarılacak bir eser olduğu su götürmez bir gerçek.

* Ankara Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü, Lisans mezunu

[1] İskender Öksüz, Bilim, Din ve Türkçülük, Panama Yayıncılık, 2018, Ankara, s.331

Paul Hazard, Çev. Erol Güngör

Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Kültür Yayınları, 1. Baskı, 282 Sayfa, İstanbul, 1973

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR