Avrupa Birliği, Almanya ve Türkiye

Merve ÖZGENÇ[1]

Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) girip giremeyeceği uzun yıllar tartışmalara konu olmuştur ve hala olmaktadır. İlişkilerin iyi olduğu dönemlerde hızlı aşamalar kaydedilirken kriz noktalarında da gerilemeler göze çarpmaktadır. Almanya ise genel olarak yaşananların tam ortasındadır. Hem ekonomik gücü, hem de kriz yönetimi açısından önemli bir konuma sahip olmasıyla AB içindeki önemi büyüktür. Türkiye’nin jeostratejik konumu, genç nüfusu, izlediği çeşitli politikaları AB’yi yakından ilgilendirmektedir. Türkiye’nin ve Almanya’nın benzer yanlarının yanı sıra, ekonomik alışveriş ve Türk vatandaşlarının Almanya’daki çokluğu sebebiyle de yakın ilişkileri bulunmaktadır. Son zamanlarda yaşanan mülteci krizi ve vize muafiyeti de ilişkileri siyasi açından bir hayli sıcak tutmaktadır.

Can Büyükbay tarafından kaleme alınan “Avrupa Birliği, Almanya ve Türkiye” adlı çalışma Türkiye-Almanya arası güncel ilişkileri kaleme almaktadır. Eser üç ana bölüm ve bir de sonuçtan oluşurken alt başlıklar ile beraber toplamda yüz on farklı konu incelenmiştir. İki ülke arasındaki ilişkilere odaklanıp meselelerin özünün iyi anlaşılarak sivil toplum örgütleri, medya ve diğer kesimlere ulaşmak amaçlanmıştır. Yazar, analizlerini yaşanan krizlerin ve olayların üzerinden değerlendirmiştir. Kitabın kapağı Düseldotf’ta toplantı öncesinde çekilmiş bir fotoğraftır konu ile oldukça paraleldir. Kaynakçası ise oldukça zengin ve güvenilirdir. Büyükbay, altyazılar ile de anlatımını desteklemiştir.

“Almanya ve Türkiye İlişkilerinin Farklı Boyutları” başlıklı birinci bölümde Almanya’nın Türkiye’yi sanayisi için önemli bir bölge olarak gördüğü, ekonomik gelişmeleri önemsediği ve Türkler’in nüfusunun Almanya’daki çokluğu sebebiyle de iki ülke arasındaki ilişkilerin boyutunun önemli olduğu vurgulanırken; taraflar arasında hala baskın olarak önyargıların devam ettiği de gözlemlenmektedir. Türkiye’nin diaspora politikaları da zaman zaman siyasal ilişkileri etkilemiştir. Almaya kendi iç siyasetine Türkiye’yi kimi zaman konu etmektedir. Örneğin SDP (Sosyal Demokrat Parti)’nin seçim programı Türkiye’nin AB’ye girmesini desteklerken CDU (Hristiyan Demokrat Birliği)’nun desteklememesini söylemesi kitapta ele alınan ilginç konulardan biridir. 2015’te Almanlar’ın Ermeni soykırımı ifadesini kullanması ve ders kitaplarında da yer alması gereken bir tasarının federal meclise sunulup onaylanması yeni bir kriz olarak kayıtlara geçmiştir. AB çerçevesinde ise ilişkiler ekonomik, siyasal ve jeostratejik olarak dönemin koşullarına göre şekillenmiştir. Örneğin soğuk savaş ve mülteci etkisi görüldüğünde jeostratejik olarak güvenlik bağlamında ilişkiler ele alınırken; genişleme politikası söz konusu olduğunda siyasi ilişkiler ele alınmıştır. İlişkilerin kırılma noktalarına bakacak olursak, Soğuk Savaş bitiminde AB’nin Doğu Avrupa’ya odaklanıp Türkiye’yi ötelemesi ve Almanya’nın Türkiye’ye askeri yardımları 1995 yılında PKK’ya karşı kullanılacağını savunarak durdurması gözlemlenmiştir. 1997 yılında ise Türkiye’nin AB’ye adaylık başvurusu reddedilmiştir. 1999 yılında Helsinki’de Türkiye’nin aday devlet statüsü kabul edilmiş 1999-2005 yılları arasında Türkiye ve AB arasında iyi ilişkiler yaşanmış; fakat 2007 yılında Sarkozy’nin Türkiye aleyhinde veto hakkını kullanması ile ilişkiler yeniden bozulmuştur. Bu süreçte Merkel de müzakere sürecinin başlamaması için çabalamıştır. Sebep olarak ise CDU’nun üyelik dışı bir iş birliği fikrini ileri sürmesi gösterilebilir. Çünkü o yıllarda CDU’ya göre Avrupa’nın kültürel ve tarihsel olarak sınırları belirlidir Türkiye ise bu sınırların dışındadır. 2013 yılına kadar ilişkiler neredeyse dondurulmuştur. 2013’te mülteci krizi ile birlikte yapılan anlaşmalarla ilişkiler yeniden canlanmıştır. Özellikle CDU’nun fikirlerinin değiştiği gözlemlenmiştir. AB’nin ekonomik krizi aşması ve Avrupa’ya oldukça fazla sayıda mültecinin gitmesinden yerlilerin rahatsız olmasıyla Türkiye’ye ihtiyaç artmıştır. Mültecilerin Türkiye’ye dönmeleri için görüşmeler yapılmıştır. Göçmenlerin dönmesine karşılık Türkiye, belirli bir miktar maddi yardım yapılmasını ve vize muafiyeti istediğini söylemiştir. Avrupa Birliği hala kendi içerisinde bu parayı hangi ülkelerin ödemesi gerektiğini kararlaştıramamış ve Türkiye’ye tüm ödemeyi gerçekleştirmemiştir.

Kitabın “Almanya’nın AB İçerisinde Liderlik Rolü ve Dış Politika Yönelimleri” başlıklı ikinci bölümünde Almanya dış politikasını oluşturan anti militarizm ve çok ulusluluk üzerinden anlatım yapılmıştır. Hitler döneminde yaşadıkları ve diğer ülkelere yaşattıkları sebepleriyle kötü bir geçmişleri bulunmaktadır. Bu durumların tekrar yaşanmaması için silahlı müdahalelerden uzak olmayı istemişlerdir. Çok ulusluluk politikası ise komşularıyla iyi geçinmeyi hedeflediğini anlatmaktadır. Batı’nın tarihi düşmanı Rusya ile bile kriz noktalarında sert tavırlar takınmamış ve uzlaşmacı bir yol izleyebilmiştir. Bu sebeplerle diğer üye ülkeler arasında Almanya AB’ye bağlılığı ile göze çarpmaktadır. Almanya’nın izlediği politikalar kriz yönetiminde gelişmesini sağlamıştır. Hatta ABD ülkeye daha fazla sorumluluk yüklemiş ve bu durum da Fransa-İngiltere ikilisinin geri planda kalmasıyla sonuçlanmıştır. Yazar, AB içerisinde Almanya’nın liderlik pozisyonunu Merkel ile özdeşleştirmiştir. Anlatımları lider odaklıdır ve Almanya’nın kriz yönetiminde oldukça iyi olduğunu dile getirirken tekrara düşmekte, korumacı davranmaktadır. Sayfa 61’deki alıntı örnek olarak verilebilir:

“Almanya’nın aktif olarak liderlik rolünü üstlenmediği vurgulanmalıdır. Yaşanan gelişmeler ve krizler; diğer aktörlerin kapasitesinin yeterli olmaması nedeniyle Almanya’yı bu pozisyona itmektedir. Geçmişte Almanya liderlik vakumunu doldurma konusunda isteksiz olmuş ve sorumluluğu paylaşmaya çabalamıştır. Ancak bu durum değişme göstermektedir: Büyüklüğü, coğrafi konumu ve sağlıklı olarak değerlendirilen ekonomik durumu nedeniyle Almanya lider konumda yer almaktadır.”

“Almanya, AB ve Türkiye: Güncel Tartışmalar” başlıklı üçüncü bölümde de Suriye ve Brexit üzerine yoğunlaşma görülmektedir. Burada ele alınan kriz noktası ise Almanya’nın IŞİD’e karşı önlem olarak olsa bile 2014 yılında Peşmerge’ye silah göndermesidir. Diğer bir nokta ise mülteci krizidir. Kriz hem Almanya’nın iç siyasetini hem de AB’yi büyük bir oranda etkilemiştir. Merkel’in açık kapı politikasıyla göçmen yanlısı olduğu düşünülmüş, tepkiler büyümüş ve AfD (Almanya için Alternatif) seçimlerde Merkel’in tutumu sebebiyle kendi oy oranını arttırmış, Merkel’in de popülaritesi azalmıştır. Türkiye ile Almanya’nın göç politikası üzerine sık sık görüşmesi Türkiye’nin seçime gideceği günlere denk geldiğinden pek de iyi anlaşılmamış, Merkel’in Erdoğan’a destek olduğu düşünülmüştür. Bu durum Almanya ve diğer AB üyesi ülkelerde tepki toplamıştır. AB tarafından, Türkiye ile anlaşmanın avantajları konuşulurken dezavantajı da konuşulmaya başlanmıştır. Erdoğan’ın mülteci gücünü AB’ye karşı kullanma olasılığının üzerinde durarak zamanla başka alternatifler de aramışlardır.

Sonuç olarak, Türkiye, Almanya ve AB ile ilişkisi açısından tarafların durumunu anlamada ve olayları yorumlamada, yazarın arka planı doldurarak bilgi vermesi kitabı oldukça kaliteli kılıyor. Dilinin sade olması, akademik çerçeve içerisinde yazılmış olması ve olayların kronolojik olarak günceli kapsaması da diğer avantajları. Ayrıca yazar yeri geldiğinde çözüm önerileri de sunmaktadır. Bu durum da yazarın kriz odaklı değil çözüm odaklı olarak kitabı kaleme aldığını göstermektedir. Almanya iç siyasetini anlamak için de iyi bir kaynak niteliğindedir, zîra partilerin ve liderlerin tutumuna kadar değinen detaylı bir anlatım mevcuttur.

Tüm kitap bir bütün olarak düşünüldüğünde yazarın Türkiye tarafını anlatırken çok objektif; fakat Almanya tarafını anlatırken daha yanlı bir anlatım yaptığı göze çarpmaktadır. Eserin içerisinde diğer AB üyesi ülkelerin tutumları da gözlenmektedir; ancak Almanya’nın liderlik pozisyonuna itildiğini dile getirirken Almanya’ya karşı korumacı bir tavır takınmıştır. Almanya’nın liderlik pozisyonuna itildiğini sık sık söylemesi de yazarı tekrara düşürmüştür. Detaylı anlatım konunun farklı perspektiflerden anlaşılmasını sağlarken yer yer de ana temadan uzaklaşmasına sebep olarak konu bütünlüğünü bozmuştur.


[1]Merve Özgenç, Türk Alman Üniversitesi, Avrupa ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi, mrvozgnc@gmail.com

Can BÜYÜKBAY

İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1. Baskı, 2016, 140 Sayfa, ISBN: 978-605-399-464-0

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR