Atsız - Türkçülüğün Mistik Önderi

Semih GÖNÜL

Türk milliyetçiliği fikrinin şahsımda filizlendiği yıllar gençlik yıllarımdı. Lise birin sonu veya lise ikinin başı. O yılları yaşayanlar çok iyi bilir ki kanında durdurulamayan bir sel vardır sürükler alır seni. O demleri yaşarken iyi ki Atsız’la tanışmışım diyorum. Kürşad attan düşmüş ama ölmemiş, Kurtkaya elini çözerken karanlık onu yutmuştu. Ardından yeni bir devlet ve aydınlık yarınlar. Gençlik yıllarımda Atsız benim için iyi bir edebiyatçı, iyi bir tarihi romancıydı. Sonraki yıllarda daha fazla Atsız okumaya başlayınca içimdeki Türklük hamaseti katı bir gerçekçilik ve romantik bir ülkücülüğün karışımına dönüştü. Ne tam anlamıyla toz pembe hayaller içinde at koşturan bir romantik ne de duygulardan arınmış, belki de duygularını esen yele vermiş bir realisttim. Deli dolu olmaktansa dolu bir deli olmak kısacası gerçekler üzerinden hayal kurabilen bir roman kahramanı gibi yaşamaya başladım hayatı. Ergenlik psikolojisinin verdiği kişisel efsane rolüne büründüğüm o yıllardaki Atsız portresiyle şimdiki Atsız abidesi arasında dağlar kadar uçurum olduğunu gördüm.

Kitaplığımın ‘’Atsızoloji’’ kısmına yeni eklenen bir eser ‘’Atsız Türkçülüğün Mistik Önderi’’A.Bican Ercilasun hocanın kaleminden Atsız’ı okumak fani ömrümüzde hissemize düşen nimetlerden biri. Okuduktan sonra zihnimdeki Atsız şeması yeniden şekillendi. 22 yaşımdaki Atsız’dan,bir bilimadamı olarak Atsız’dan, bahsetmek istiyorum. Bunun için iktibas ve yorumlamalarla Atsız’ın önemli gördüğüm özelliklerine temas edeceğim.

Atsız antropoloji hocası Şevket Aziz’in dersine girer. Hocadan izin alarak kendisine bir soru sorar. Soruda tüm Türklerin brakisefal olmadığını Altay bölgesinde bulunan iskeletlerde dolikosefallerin olduğunu  söyler. Şevket Aziz önce onu sual sormaktan men ettiğini daha sonra da dersine girmekten men ettiğini söyleyince Atsız’ın o çok iyi tanıdığımız sert ve keskin sözlerini görürüz: "Ben derslerde Zeki Velidi’ye ve Köprülüzade’ye bile sual sormuşumdur siz kim oluyorsunuz?...Dershane sizin hususî mülkünüz değildir. Derse girmekten beni kimse men edemez.’’[i]  Buradan şunu öğreniyoruz soru sormak bilimsel düşüncenin dolayısıyla öğrenciye okulda verilmesi gereken en önemli şeyin anahtarıdır. Kimseden korkmadan doğru bildiğini savunmak ve yılmadan soru sormak. Hayat boyu öğrenmenin vazgeçilmez unsuru. Atsız öğretmenliği sırasında açıklayıcı ve net ifadelerle, kısa cümlelerle herkesin anlayabileceği ölçüde ders işlemektedir. En vasat öğrencinin dahi orta düzeyde öğrenebilmesinin yanında puanlamada adaleti gözetmesi örnek alınması gereken bir başka özelliği. Öğretmeni olduğu solcu yazar Atilla İlhan’ın kendisinden korktuğunu biliyoruz. Öyle ki İlhan, dersten geçemeyeceğini sanmış ama hiç de öyle olmamış. Atsız derslikten içeri girdiğinde ideolojisini bir kenara bırakır ve sadece derse odaklanırdı.İlhan şöyle diyor:’’Derslerinde hiç politik telkinde bulunduğunu hatırlamıyorum. Sadece, İslam öncesi Türk tarihinden daha çok bahsederdi.’’ [ii]Bugün öğretmenlerin dünya görüşlerini dikta etmesinden ne kadar da uzak biri değil mi?

Öğrencilerine olduğu kadar kendisini yetiştiren hocalarına düşkünlüğünü de söylemeden geçmek olmaz. Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin birinci kongresinde Zeki Velidi’nin bildirisi sık sık konuşmalarla bölünmüş ve Reşit Galip tarafından ağır sözlerle yüklenilmiştir. Atsız bu durumu öğrendiğinde arkadaşlarıyla birlikte telgraf çeker:’’Zeki Velidi’nin talebesi olmakla iftihar ederiz.’’ Burada Atsız’ın kendi hocasını üstün tuttuğu ya da kayırdığı gibi bir anlam çıkmasın. Çünkü aynı Atsız, Darülfünun’daki bazı hoca(!)ların hemen hemen hiçbir ilmî değere tekabül etmeyen yayınlarının olmadığını söylerken de şahsiyete değil kişinin değerli gördüğü yanları üzerinde bir tavır takınmıştır. Türk ahlakı toplumculuğu öngörür bu hayatın her alanında böyle olmalıdır, Atsız bu tavrıyla örnek olmuştur.

Her Türk milliyetçisi gibi Atsız’ın Türkçeye bakışı da ses bayrağıdır. Verdiği tekliflerden biri ‘’Nu.’’ Kısaltmasıdır, Türkçüler arasında yaygın olan bu kısaltmanın sebebi Atsız hocanın önerisidir. Ardından ara yönler, sayı sıfatlarının önde bulunması gibi teklifler izler. Özellikle kişi ismiyle yaşar diye boşuna dememişler. Atsız’ın talebelerinden Erk Yurtsever(Rahmet olsun) ‘’Türkçe Adlar Derlemesi’’ adlı eserinde verdiği isimler geçmişin hatırasıdır. Yine ‘’Kişi ona derler yaşar hatıralarla’’ sözü böyle daha anlamlıdır.  Bakın o eserde Erk Yurtsever ne diyor:’’HerTürk’ün adlarından birisi mutlaka Türkçe olmalıdır. Her Türk ayrıca mensup olduğu dine göre bir dini isim de alabilir. Ancak Arap dini isimlerle Arap isimleri arasındaki farkı bilmek gerekir. Soyadlarında Türkçe olmayan ekler kesin olarak kullanılmamalıdır:Zâde,of,ova…gibi.’’[iii]

Dergiler vasıtasıyla Türklük şuuru için çalışırken siyasete bulaşmamaya özen gösterir. Bu tavrını muhalif kimliğiyle özdeşleştirmek mümkündür. Muhalif olmak hiçbir otoritesinin önünde eğilmemek, doğru olduğunu düşündüğü fikirlerini savunurken yılgınlığa düşmemektir sonu ne olursa olsun. Tek başına bu tanım cümlesini yazsak inanıyorum çoğunuz Atsız’dan bahsediyor derdiniz. Öyledir de, Atsız muhaliftir kendisine yöneltilen milletvekilliği teklifini de bu yüzden reddetmiştir. Orhun’un ilk sayısında "Bizim inancımıza göre Türkçülüğün partiler üstü tutulması ve hiçbir partiye bağlanmaması(bilhassa bugünkü şartlar içinde) yurdun menfaatine en uygun şeklidir.[iv]’’Dergiye yapılmak istenen katkıları da bu sebeple kabul etmez. Güçlerinin yettiği ölçüde mücadele ederler.

Orkun’da yazdığı ‘‘Türk Kara Ordusu Ne Zaman Kuruldu?’’ yazısıyla Kara Kuvvetleri’nin kuruluş tarihi Atsız’ın teklifine uygun şekilde kabul edilir. O halde ‘’16 Devlet’’ tezine karşı çıkması neden değerlendirilmez? Ordunun kuruluş tarihi hakkındaki tezi kabul edildiyse bu ordular on altı devletin ayrı ayrı hizmetini mi görmüştür? Hanedanlar değişmiş devlet saymışlar halbuki coğrafya ortak, savaşan millet aynı millet, ordu aynı ordu ama devlet on altı tane, öyle mi? Dilbilimcilerin bir kısmı Türk dillerini incelerken Özbekçe, Türkmence diye ayırıp kökü bir olan fakat yılların bir sonucu olarak farklılaşmış dil olarak görürken Ahmet Bican Ercilasun lehçe der. Lehçe ve dil ayrımındaki bu görüş milletin hala aynı millet olduğunu, dilinin, ordusunun ve devletinin aynı kökten geldiğine bakışı gösterir. Bilim Türkçülük için ne kadar da gerekli değil mi? Atsız kütüphanede geçirdiği yıllarında bunun en güzel örneklerini verdi. Bugün Türkçülük yapmak için çabalayan gençlerin mutlaka okuması gereken kaynak eserlerin altında onun imzası var. Bir örnek olsun: Aşıkpaşaoğlu Tarihi.

Atsız aynı zamanda bir edebiyat adamıydı. Çin belgelerinden çıkarıp aldığı Kürşad bugün Türkçülüğün bir peygamberiymiş gibi herkes tarafından bilinmektedir. Öyle ki Kürşad’ın tiyatro olarak Azerbaycan’da oynandığı günleri de tarih yazmıştır. Bozkurtlar’da Kürşad attan düşer fakat ölmez. Delikurt, Kıbrıs Türk mücahitlerinin sesi Yaprak Radyosunda;Bozkurtların Ölümü ise Magusa’daki Canbolat Radyosunda yayınlamıştır. Siyaset yapmadan da Türk milliyetçiliğine nasıl katkı sağlanır sorusunun canlı örneğidir bu romanlar. Bir subayımızın, askerimizin şehit haberi gelir ve dudaklardan o mısralar dökülür: ‘’Kahramanlar can verir/Yurdu yaşatmak için.’’

Atsız için Türkçülük bir inançtır. Sonunu düşünmez sadece inanır. Basit dizeler gibi görünse de bu mısralar hiç de hafife alınacak sözler değildir. Bana göre Atsız’ın biyografisi onlarda saklıdır. Dik yaşadı, dik öldü. Bozkurtlar uğurladı alperenler karşıladı. Tanrıdağı’na ve tanrılaşanlara selam olsun!

 ‘‘Bilsin cihan ki ben bu cihânın nesindeyim:

Bir ülkünün mehabetinin zirvesindeyim.’’

[i] Ahmet Bican Ercilasun,Atsız Türkçülüğün Mistik Önderi,Ankara,Panama Yayıncılık, 2018, s.35

[ii] Ahmet Bican Ercilasun,Atsız Türkçülüğün Mistik Önderi,Ankara,Panama Yayıncılık, 2018, s.117

[iii] Erk Yurtsever,Türkçe Adlar Derlemesi,Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı,İstanbul, 1997, s.5

[iv] Ahmet Bican Ercilasun,Atsız Türkçülüğün Mistik Önderi,Ankara,Panama Yayıncılık, 2018, s.118

Ahmet Bican ERCİLASUN

Panama Yayıncılık,1.Basım, 2018, 768 Sayfa, ISBN: 9786052221068

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR