Annales Okulu

İslam Armağan ÇAKIR

Siyasi tarihe bir tepki olarak ortaya çıkmış olan Annales ekolü, bu eserde üç kuşağa ayrılıp, incelenmiştir. Buna rağmen yazar, bu ekolün son halinin, kolektif bir çalışmanın eseri olduğunu söylemektedir. Eserde ana konuya girilmeden önce Annales’in öncüleri olan Lucian Febvre ve Marc Bloch’un, devirmeye çalıştıkları eski tarih anlayışı hakkında bilgi verilmek amacıyla, bir hazırlık metni yer almaktadır. Burada vurgulanan nokta kısaca söyledir; Heredot ve Tukyidides’ten beri büyük adamların yaptığı, büyük işlerin tarihi yazılmıştır. Bu süreç 18. y.y.’dan sonra değişmeye başlamış ve bazı tarihçiler siyasi tarihin dışına çıkmaya başlamıştır. Fakat Ranke’nin formülleştirdiği arşiv tarihçiliği sebebiyle bu tarihçiler dışlanmıştır. 19. y.y.’dan sonra ise Michelet, Gustav Schmoller gibi isimler siyasi tarihe meydan okumuşlardır. Sosyologlarda bu süreci desteklemesiyle birlikte, tarihçiler yavaş yavaş siyasi tarihin dışına çıkmaya başlamıştır. 20. y.y.’a gelindiğinde ise siyasi tarih çok ağır eleştiriler almaya başlamış, tarihçiler diğer disiplinlerle –psikoloji, sosyoloji, vb.- işbirliği içine girmişlerdir. İşte Marc Bloch ve Febvre bu işbirliğini sağlamak için kurulmuş olan “Revue de Syathese Historique” adlı dergide çalışmış, mevcut akımdan oldukça etkilenmişlerdir. Bu anlatıdan sonra yazar asıl konuya geçiş yapmıştır.

Eserin birinci başlığında yazar Febvre ve Bloch’un kişilik, yaşam, eğitimleri ve bu iki şahsiyetin tanışmaları gibi konularda bilgi vermiştir. Sonrasında Bloch’un “Kralın Dokunuşu” adlı eserini ve Febvre’in “Rönesans ve Reform İncelemeleri” üzerinde durmuş, bu iki öncü çalışmayı analiz etmiştir. Sonrasında yazar Birinci dünya savaşı sonunda bu ikilinin kurdukları “Annales d’Histoire economique et Sociale” dergisi ile birlikte Annales’in kuruluş sürecini belirtmiş ve Annales’in zamanla nasıl, bir okul haline geldiği hakkında detaylı bilgiler vermiştir.

İkinci bölüm Fernand Braudel dönemine (ikinci kuşak) ayırılmıştır. Yazar önce Braudel’in eğitim hayatı ve Annales ile kurduğu ilişkiyi aktarmış, sonrasında ise Braudel’in meşhur “Akdeniz Dünyası” eserini incelemeye girişmiştir. Braudel’in 2. Dünya Savaşı sırasında bir esir kampında hazırladığı bu eser, alışılmışın dışında bir tarz ortaya koymuştur. Çalışma, “İnsan ile çevre”, “toplumsal ve siyasi yapıların tarihi” ve “olayların hızlı gelişen tarihi” olarak üç ana bölüme ayrılmaktaydı. Peter Burke, Akdeniz Dünyası’nı incelerken bir yandan da Braudel’in tarih anlayışı hakkında analizler yapmıştır. Bu doğrultuda Braudel’in en önem verdiği nokta İnsanın kendi çevresiyle ilişkisi yani jeo tarih olarak ortaya çıkmıştır. Bu incelemelerin ardından yazar Braudel’in Annales yönetimini ele alması, pek çok tasfiyeler yapıp, Le Goff, Emmanuel le Roy, Marc Ferro gibi gençleri dergiye davet etmesi ve yapıyı yeni bir şekle bürümesi gibi konular hakkında bilgi vermiştir. Daha sonra ise Braudel’in, Febvre’in teklifi üzerine yazdığı “1400-1800 tarihleri arası maddi (ekonomik) hayatın tarihi” eserini incelemiş ve Braudel’in kapitalizm hakkındaki görüşlerini aktarmıştır. Bölümün sonunda ise Ernest Labrousse ile birlikte Annales’e sızmaya başlayan komünizmden, nicel tarih yazımının yükselişinden bahsedilmiştir.

Üçüncü bölümde Burke, üçüncü kuşağı incelemiş, bu kuşağın en belirgin özelliğinin merkeziyetçilikten uzak, çok merkezli bir yapıda olduğunu vurgulamıştır. Bu kuşakta dikkat çeken başka bir olgu da kadın yazarlara ve kadınların tarihine ilk kez Annales içinde yer verilmiş olmasıdır. Yazar üçüncü kuşağın incelemesini üç başlık altında yapmıştır. “Mahzenden Tavan Arasına” isimli ilk alt başlıkta; nicel tarihe karşı, zihniyetler tarihinin tekrar ön plana çıkartılmak istenmesini, siyasete geri dönüş, anlatının yeniden canlanması gibi reaksiyonlar aktarılmıştır. Philippe Aries’in çocukluğun tarihine ilgisi, psiko tarihin gelişimi ve ideoloji, toplumsal imgelemin tarihi hakkında bilgi verilmiştir. “Dizisel Tarihin Üçüncü Düzeyi” başlıklı ikinci alt başlıkta ilk olarak dini konularda istatistiklere dayanarak Fransız din pratiklerinin tarihini yazma anlayışı ve bundan etkilenen Michel Vovelle’nin 30.000 vasiyetname üzerine yaptığı çalışma incelenmiştir. Üçüncü alt başlıkta ise nicel tarihe karşı ortaya çıkmış üç farklı reaksiyon, “simgesel antropolojik doğrultuya dönüş, siyasi tarihin yeniden canlanması, olaylar tarihi yazımının gelişmesi” konularına yer verilmiştir. Bundan sonra yazar Annales ekolüne yöneltilmiş olan “siyasi tarihi hor görmek” suçlamasına yönelik olarak Marc Bloch, Febvre, Braudel, George Duby, Le Goff gibi pek çok Annales mensubu tarihçinin usullerinin, siyasi tarih ile ilişkilerini incelemiştir. Sonuçta en çok ikinci kuşakta (Febvre ve Braudel) siyasi tarih dışlanmış, bir ve üçüncü kuşakta siyasi tarih ile ilişkinin mevcut olduğu görülmüştür.

Annales Okulu eserinin son konusu olarak Peter Burke, Annales’in değişik coğrafyalarda nasıl karşılandığı, ne konularda eleştirildiği, kimler tarafından benimsendiği konusunu işlemiştir. Eser güzel hazırlanmış ve dili de gayet akıcıdır. Ülkemizde tarih eğitimi görmekte olan veya görmüş olan kişileri etkileyebilecek olan bu eser okuyucuya farklı bir bakış açısı katmaktadır. Annales Okulu kitabı, siyasi tarihten biraz uzaklaşmayı, tarihte yaşamış olan “Ötekine” de zaman ayırmayı, en önemlisi düşünce tarihine daha fazla ağırlık verilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Ülkemizde bu alanda daha çok çalışma yapılması gerekmektedir.

Peter Burke

Çeviren: Mehmet KÜÇÜK

Doğu Batı Yayınları, 4.Baskı, Ankara 2014, ISBN: 978-605-5063-06-1

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR