1984

Yılnur BAYAZIT

George Orwell 1903 yılında Hindistan’da doğmuştur. Entelektüel seviyesi yüksek bir ortamda büyümüş, kolej eğitimini İngiltere’de almıştır. Üniversite eğitimi almayan George polislik görevinde bulunuyor ama çok sürmeden istifa edip hep ilgisini çekmiş olan edebiyata yöneliyor. Kendini sosyalist olarak tanımlayan George ideolojiler arasında ayrım gözetmeden edebi eleştiri yazıları yazıyor. Sizlere George Orwell’ın en bilindik ve önemli eserlerinden olan 1984 den bahsetmeye çalışacağım.

Distopya türünde bir eser olan 1984’ün yazımı 1948 yılında tamamlanmıştır. Günün olaylarından ziyade okuyucuları gelecek konusunda uyarmak isteyen yazar, başlangıçta halk devrimi ile gelen siyasi iktidar karakterinin toplumu nasıl robotlaştırmaya çalışıp insansı özelliklerini nasıl törpülediğini anlatır. Büyük birader adındaki bu karakter insanların en özel anlarını bile görebilmekte kontrol altında tutmakta ve iktidara zarar verecek her davranışı cezalandırmaktadır. Kendinden önce yeryüzünde iktidar sahiplerinin sadece insanların cismi özelliklerini kontrol edip bedenini cezalandırdıklarını bunun yeterli olmadığını o yüzden de iktidarların kalıcı olmadığını savunan büyük birader, insanların zihinlerinin kontrol edilip düşüncelerinin cezalandırılmasının kalıcı iktidarın tek yolu olduğunu düşünmektedir.

İktidarını korumak ve Okyanusya devletini yönetmek için bir dizi bakanlık kuruyor. Gerçeklik bakanlığı varlık bakanlığı sevgi bakanlığı gibi…tele ekran adı verilen cihazlarla ve o cihazların başındaki görevlilerle vatandaşların aldığı nefesi bile kontrol eden büyük birader insanlar arasında sosyal ilişkileri zayıflatıp cinsler arasındaki duygusal ilişkilere de izin vermiyor. Gazete ve kitap yazımını elinde bulunduran büyük birader hiçbir zaman haksız olmuyor, yanılmıyor, çünkü kurduğu bir birim ile geçmişteki kayıtlarla o gün arasında çelişen bir uygulama varsa geçmişteki nüshaları yok edip uygun şekilde geçmişin tarihi ile yeni nüshalar basıyor. İktidarın sloganları olan ‘özgürlük köleliktir’ , ‘cahillik mutluluktur’ gibi sloganlar ve bu sloganlara uyan vatandaşlar uygulamaları kolaylaştırıyor.  Devrimden sonra devrimden öncesini hatırlayan kişilerin ortadan sistematik olarak kaldırılması ile birlikte geçmişle kıyaslama yapacak zihinlerde ortadan kaldırılmış oluyordu. Eğer bir tanrı varsa o da büyük biraderdir düşüncesinin vatandaşlar arasında hâkim düşünce olması için hiçbir engel yoktu. Okyanusya devletinde bunların dışında büyük biraderin pekte ilgilenmediği tüm bu uygulamalara dâhil olmayan proletarya sınıfı bulunmaktaydı.

Winston Smith gerçeklik bakanlığında çalışan bir dış parti üyesi idi. Küçük yaşta babasını kaybetmiş annesi ise onu bırakıp kaçmıştı. Evlendiği karısı da bir süre sonra onu terk etmişti. Sürekli olarak geçmişte yapılanları o güne uygun hale getirme görevinde bulunan Winston Smith devrimden öncesini hayal olarak hatırlamakta ama yaptığı iş onu sorgulamaya yöneltmekteydi. Hayatı Winston’a çok anlamsız ve duygusuz gelmekte yaşamanın bu olmaması gerektiğini düşünmekteydi. Ama bunları yüksek sesle dile getiremiyor çünkü düşünce suçunun cezalarının ne kadar ağır olduğunu biliyordu. Bu düşüncelerini kimseye belli etmemek için büyük biraderin vatandaşlardaki kin ve nefret duygularını canlı tutmak ve kendine bağlılığı artırmak için yaptığı nefret saatlerine ve sosyal yapılara katılmayı ihmal etmiyordu. Büyük biraderin devrimi beraber yaptığı ama daha sonra yollarını ayırdığı biri vardı ülkedeki siyasi söylemlerinin çoğunu ona karşı oluşturuyordu. Onun adı Goldstein İdi. Winston’da büyük biradere karşı hissettiği duygularda yalnız olmadığı düşüncesi vardı lakin kendi gibi düşünenleri nasıl bulacağını onlara bu konuyu nasıl açacağını bilmiyordu. Çünkü herkes ajan olabilirdi. Evdeki çocukların anne babalarını düşünce polisine şikâyet ettiği bir dönemdi. İnsanlar arasında dostluk, sadakat ve sevgi adına bir şey kalmamış tüm bu duygular öldürülmüştü.

Winston bir iş çıkışın da yine beynindeki soruları cevaplamaya dalmış ve ayakları onu proletaryaların yaşadığı mahalleye götürmüştü. Burada bir eskici dükkânına girmiş güzel bir defter dikkatini çekmişti. Yasak olmasına rağmen günlük tutmaya başlamıştı, yazmak hem onu cesaretlendirmiş hem de aklındaki sorulara cevap bulmasını ve bazı şeyleri hatırlamasını kolaylaştırmıştı. Tüm bunların arasında Julia diye biri Winston’un eline bir kâğıt sıkıştırmış onu sevdiğini söylemişti. Hâlbuki Winston nefret saatlerinde gördüğü Julia’dan nefret ediyordu. Julia’nın güzelliğine dayanamayan Winston tuzak olma ihtimalini bile bile Julia ile görüşemeye gitmiş cinselliğin yasak olduğunu bilmelerine rağmen aşk yaşamaya başlamışlardı. Bu duygu Winston u daha da cesaretlendirişti ayrıca Julia’nın da büyük biradere karşı aynı duyguları hissetmesi Winston da başkaları da var duygusunu alevlendirmişti.

O’brien bir iç parti yöneticisi ve önemli yetkileri olan biriydi. Onda farklı olan bir şey vardı Winston böyle düşünüyordu. Sanki konuşulabilecek bir insandı her mana da belki o da bir dostun eksikliğini hisseden belki o da büyük biraderden nefret eden ama bulunduğu konum gereği onu gösteremeyen biri düşüncesi Winston da hâkimdi. Göz göze geldikleri birkaç saniyede bunları anlamasına yetmişti. Bu duyguları yaşarken kulağına Goldstein’in karşı devrim için bir kardeşlik örgütü kurduğu geliyordu. O’brien kardeşlik örgütü üyesi olabileceğinden nerdeyse emin olan Winston bunu onunla konuşmak için imkân bulmaya çalışıyordu. Bu arada nefret saatlerini kaçırmaya başlamış, sosyal hayat görevlerine gitmiyordu. Bunların dikkat çekeceğini biliyor ama umursamıyordu, böyle yaşamak yaşamaktan sayılmazdı. O’brien bir gün Winston’u evine davet etti. Winston yanında Julia’yı da götürdü. Julia ile arasında olanları ve büyük biradere karşı olan duygularını anlattı. Hatta Julia ile aşklarını nerde yaşadıklarını dahi söyledi.

Winston ve Julia düşünce polisine yakalanıp sorguya alındıklarında Winston’u sorgulayan O’brien’dı. İsteklerinin bedenini cezalandırmak değil düşüncelerini değiştirmek olduğunu söyleyerek çeşitli psikolojik ve bedensel işkencelerde bulundular. Düşüncelerinin değiştiğine kanaat getirince hep yaptıkları gibi serbest bırakıp müsait bir zamanda buharlaştırdılar.

Kitapla ilgili genel akışı ve ana karakterleri size tanıtmaya çalıştım. Bu yazıyı okuyup kitabın içeriğini anladığını sanmak çok büyük bir hata olur. Bir sisteme eleştiri yapan yazar hayali olan sistemde idari, maddi, sosyal, duygusal boşluklar bırakmamış bunların hepsini çok net bir şekilde yapılandırmıştır. Kitap okunurken asıl sorgulanan ise bugündür. Yazarın söylediklerini bugünün dünyasında ve bugünün Türkiye’sinde görmek insanı tedirgin etmekle beraber sorgulamaya yöneltiyor. İdeolojik çıkmazda olan dünyadaki bir hayat hikâyesini anlatan bu kitabı övmek benim haddim değil. 1948 yılından beri çok okunanlar listesinde olan eseri bütün kitapseverlere öneririm. Ayrıca kitap 1984 yılında beyaz perdeye de taşınmıştır.

George ORWELL

Can Yayınları, Ekim 2017, 352 Sayfa, ISBN: 9750718533

YAZARIN DİĞER YAZILARI

BU KATEGORİYE AİT DİĞER YAZILAR